Fast food beyin sağlığını bozuyor

29 09 2008

‘Zihin Sağlığı Vakfı’nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, ‘depresyon, Alzheimer ve şizofreniye’ neden oluyor

İNGİLTERE’DE yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. ‘Sustain’ adlı örgüt ile Zihin Sağlığı Vakfı’nca desteklenen araştırmanın sonuçlarına göre, fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği ‘depresyon, Alzheimer ve şizofreni’ ile doğrudan ilişkili. Araştırmacılardan Courtney Van de Weyer, “Vücudu iyi beslemek, zihni de iyi beslemek anlamına geliyor” dedi.

ARAŞTIRMAYA göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3′ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor.

Beyne faydalı yiyecekler:
# Sebzeler (Lifli olanlar)
# Tohumlar ve fındık
# Meyve
# Buğday, kepek
# Organik yumurta
# Organik olarak yetiştirilen ya da vahşi olarak avlanan balıklar (Özellikle yağlı olanlar)

Beyne zararlı yiyecekler:
# Kızartılmış fast food yiyecekler
# Rafine edilmiş ve işlenmiş besinler
# Alkol
# Şeker
# Çay ve Kahve
# Besinlere konulan bazı ek maddeler
# Tarım ilacı içeren besinler





Kış aylarında hastalıklardan korunmanın yolları

28 09 2008

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişiklikler olduğunu belirterek, kış mevsiminde tüketimi artan yağlı ve şekerli besinlere karşı uyardı.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, ANKA’ya yaptığı açıklamada, havaların serinlemesiyle birlikte sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda alınacak önlemlere ilişkin uyarılarda bulundu. Çom, hava sıcaklığının değişmesinin özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirterek “Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir. Kış mevsimini hissetmeye başladığımız şu günlerde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması sağlığımızın korunması açısından önem taşımaktadır” dedi. Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişikliler olduğunun altını çizen Çom, “Genellikle yağlı ve şekerli besinlere eğilim artmaktadır. Kış aylarında kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmekte, fiziksel aktivite yoğunluğunda azalma olmaktadır” dedi. Çom şunları söyledi:

“Kış mevsiminde fiziksel aktivitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında fazla zaman geçirilmesi ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden dolayı vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir. Genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolü, kış aylarında yerini ihmalkârlığa bırakır. Birçok insan, kalın giysiler içerisinde kilolarını daha rahat saklayabileceklerini düşünerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşırlar. Oysa, kış aylarının en belirgin hastalıklarından olan grip ve nezleden korunabilmenin yolu sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme ile mümkündür.”

-“BOL BOL SEBZE VE MEYVE TÜKETİN”-

Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlığın korunması için esas olduğuna işaret eden Çom, yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“-Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır.

-İmkanlar dahilinde her gün mevsiminde bol meyve ve sebze tüketilmesi önerilmektedir. Kış aylarında vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekmektedir. Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tüketimi önemlidir.

-Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımına katkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi de önemlidir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Çünkü meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.

-E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.

-Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. D vitamininin yanı sıra balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Bu nedenle kış aylarında imkanlar dahilinde haftada 2-3 kez yenilmesi önerilmektedir.

-Kış aylarında genellikle meydana gelen beslenme alışkanlıklarının başında, daha yağlı yiyecekleri tüketmeye olan eğilimdir. Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin ve tereyağından kaçınılmalı, yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalıdır.

-Kış aylarında vücut ağırlığı kontrolünün sağlamasında; basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlılarının tercih edilmesi, hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesinde posa içeriği yüksek kuru baklagillerin tüketilmesi (haftada 2-3 kez) ve düzenli fiziksel aktivite yapılması önemlidir.

-Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir.”

ANKA





Hipertansiyon ilacı kemik erimesine iyi geliyor

28 09 2008

Atatürk Üniversitesinde bir grup bilim adamınca yürütülen çalışmada, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilacın osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesi ve tedavisinde önemli yararları olduğu belirlendi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri Yrd. Doç. Dr. Zekai Halıcı, Doç. Dr. Halis Süleyman, Araştırma Görevlisi Elif Çadırcı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Börekçi ile Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yüksel Özdemir deney fareleri üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmada, piyasada farklı endikasyonda kullanılan bir ilacın ”kadınların korkulu rüyası” olan osteoporoz hastalığının tedavisi ve önlenmesinde büyük faydalar sağladığını belirledi.

Bilimsel çalışmanın yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Zekai Halıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında ”kemik erimesi” diye bilinen menopoz sonrası kadınlarda görülen ve yaşam kalitesini azaltan aynı zamanda vücutta kendiliğinden kırıkların oluşmasına yol açan osteoporozun tedavisi ve önlenmesi açısından önemli bir gelişme sağladıklarını söyledi.

Hipertansiyon hastalarına verilen ve uluslararası iki ilaç firması tarafından farklı adlarla üretilen ilacın aslında osteoporoz tedavisinde ve önlenmesinde büyük etkisinin olduğunu deney fareleri üzerinde yaptıkları araştırmayla ispatladıklarını anlatan Yrd. Doç. Dr. Halıcı, şunları kaydetti:

”Yaptığımız çalışma ile ilacın bulduğumuz etkisi hem osteoporoz oluşma mekanizmasında yeni ufuklar açacak hem de yaşlılıkla beraber seyreden hipertansif ve osteoporotik hastalarda bu tip ilaçların ilk tercih olmasını sağlayacaktır. Bu ise dünya literatüründe bir ilk olmuştur. Bir başka açıdan bakarsak hipertansiyon hastalığı osteoporoza yol açmaktadır. Biz bu çalışma ile osteoporotik olmayan fakat riski bulunan hipertansiyon hastalarda bu tür ilacın kullanılmasını önermemiz bile tek başına evrensel bilime çok önemli bir katkılar sağladığını düşünüyoruz.”








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.