Erkekler İçin Cilt Bakımı

18 02 2010

Erkekler için sağlıklı bir cilde sahip olmanın yolları ve traş olurken dikkat edilmesi gereken noktalar.

Erkekler İçin Traş Ve Bakım

Güzellik kavramı uzun yıllardır kadınlarla özdeşleşmişti. Hanımların bakımlı erkeklerden hoşlandığı bugünlerde, erkekler de görüntülerine daha çok çekidüzen vermeye başladılar. Manikür, pedikür ve cilt bakımı yaptıranlar hatta estetik cerrahinin nimetlerinden yararlananlar bile oldu.

Kozmetik firmaları, erkeklerinde bakımlıve güzel olmak istediklerinin farkında. Bu nedenle onlara yönelik ürünler de formüle etmeye başladı. Günümüzde erkekler için cildi nemlendiren, kırışıklığı önleyen, traş sonrası kızarıklığı minimuma indiren birçok ürün çeşidi mevcut. Erkeklerin pek çoğu, cildinin özenli bir bakıma ihtiyaç duymayacak kadar dayanıklı olduğu iddiasında değil. Modern erkek cildinin erken yaşlanmaması için gerekenleri uygulamaya başladılar.

Erkek Cildi ve Kadın Cildi Farklıdır!

1. Erkeklerin hormonlarının etkisiyle saçları, sakalları, vücut tüyleri kadınlara göre daha kalın çıkar.

2. Erkeklerde yağ bezi kadınlara göre sayıca daha fazladır. Ayrıca testosteron hormonu yağ üretimini stimüle eder.

3. Erkeklerdeki bağ dokuları ve bunlar arasındaki bağlantılar sıkı bir ağ oluşturarak, dokuya ayrıca bir sağlamlık kazandırırken, kadınlarda bu bağlar neredeyse paralel gider. Bu nedenle selülit bayanlara özgü olup erkeklerde görülmez.

4. Erkeklerde cildin dokusu kaba olup üst cilt tabakası (epidermis) kadınlardan % 15 civarı daha kalındır. Erkek cildi, daha sıkı yapısı nedeniyle, kadın cildine göre daha fazla korunmuştur. Erkeklerde, boyun ve çene kısmında kıl dönmesi özellikle de kıvırcık saçlı olanlarda daha çok görülür.

5. Yaşlılık belirtileri, kadınlarda daha erken ortaya çıkıyor. Ama erkeklerde daha hızlı ilerliyor. Ayrıca kırışıklıklar daha derin görülüyor.

Traş Olurken Zorlanıyor Musunuz?

Genç erkeklerde kimi zaman çene ve boyun civarındaki bazı kıllar, çok güçsüz yapısından dolayı sertleşerek cilt yüzeyini zorlar ama çıkamaz. Sürekli büyüyerek çevredeki dokulara baskı uygular.Bu durumda kıl kökünde iltihaplanmaya neden olarak püstül oluşumunu başlatır. Böyle ciltlere glikolik asitli ürünler vererek, bakteri engelleyen antiseptik jellerle cilt temizliğine duyarlı davranmak gerekir. Traş makinesi her traş sonrası dezenfekte edilmelidir., Traş olurken zorlanıyorsanız sakallarınız ve bıyıklarınız çok sertse, yumuşatıcı jel ve kremler kullanmalısınız. Bundan sonra işlem daha kolay hale gelecektir.

Eğer cildiniz hassas ise seçmeniz gerekenler, içerisinde aloe vera, provitamin B5 ve alantoin gibi doğal aktif maddeler bulunan ürünlerdir. Bunlar aynı zamanda cilde yumuşaklık ve esneklik sağlayarak ve hücreleri de yenileyerek, doğal dengeyi korurlar.

Doğru Traş Olmak İçin Öneriler
Cildi köpürtmeden önce sıcak su ile durulayın. Sıcak su, sakalı yumuşatır ve cildin gözeneklerinin açılarak sakalların kolayca kesilmesini sağlar.
Sıcak su ile durulanmış cilde, traş kremi veya traş köpüğünü iyice yayarak masaj yapın. Traş köpüğü kullanılıyorsa ayrıca fırça kullanmak gerekmez. Köpük ıslatılmış avuca sıkılarak yüze yayılır.
Kolay bir traş için 3 ya da 2 bıçaklı traş makineleri tavsiye edilir. Traş sırasında makinenizi sık sık sıcak su ile durulamak bıçaklar arasında köpük ve kesilmiş sakalların birikmesini önler.
Çene ve boynun en son sırada traş edilmesi gerekir. Böylece su ve köpük, sakalların en sert olduğu bu bölgeleri yumuşatmak için cilt üzerinde daha uzun süre kalır.
Traş işlemi bittikten sonra cildin soğuk su ile durulanması gerekir. Soğuk su cildin açılan gözeneklerini kapatarak, doğal dengesini tekrar bulmasını sağlar.
Yumuşak bir havlu ile hafifçe nemi alınan cilde mutlaka traş sonrası bir bakım ürünü sürülmesi gerekir.

Doğru Traş Peeling Etkisi Yapar!

Günlük traş bir nevi peelingdir. Traş esnasında sadece sakallar değil, en üst cilt tabakalarının sertleşen kısmı da gider. Bu nedenle cilt traş esnasında kolayca tahriş olabilir. Hassas cilde, alkol bazlı after shave yanma yapacağı için, mentollü bir traş sonrası balsam bu tahrişleri önler ve cildi yatıştırır. Ancak aşırı yağlı erkek ciltleri alkollü ürünleri kullanabilir.

Sigara içildiği takdirde, orta deride problemler oluşmaktadır. Bu nedenle ince kan damarları daralarak, bir taraftan dokunun oksijenle beslenmesi diğer taraftan metabolizmanın oluşturduğu zararlı maddelerin taşınması zorlaşmaktadır. Yani cilt ne doğru dürüst beslenebilir ne de atık maddelerden kolayca kurtulabilir.

Sonuç incelmiş mat bir cilt, elastikiyet kaybı ve buyursun kırışıklıklar!.. Bu durumun çözümü cildi serbest radikallerden koruyan E vitamini ve alkol içermeyen nemlendiriciler ve göz kremleri kullanmaktır. Hatta yağlı ve iri gözenekli ciltlere kil maskesi, nemsiz ciltlere de nem maske gereklidir.

Vücut ürünleri olarak terin oturmasına sebep olan bakterileri önleyen deodorantlar kullanılmalıdır. Eğer deodorantlar nedeniyle yanma ve kızarma meydana gelirse stik şeklinde deodorantlar ya da jel tipi temizleyiciler tercih edilmelidir.

Traş öncesi yapılan dikkatli peeling, ters dönen tüyleri düzeltirken, traşın sonucunu da daha etkin kılar. Traş makinesini kılların yatış istikametine göre ayarlamak da çok önemlidir.





Erken boşalmanın nedenleri

18 02 2010

Erken Boşalma Nedir?

Boşalmanın (Ejakulasyon) penis vajinaya girdikten sonra cinsel tepkileri normal olan bir eşi tatmin edemeden olması veya kişinin isteğinden önce olmasına Erken Boşalma (Prematüre Ejaculation) denir.

Erken Boşalmanın Nedenleri Nelerdir?

Erken Boşalmanın birinci sebebi biyolojiktir.

Erkekte normal fizyolojik boşalma ve orgazm penis vajene girdikten 2-3 dakika sonra olmaktadır.

Kadınlarda normal fizyolojik orgazm ve doruğa ulaşma penis vajene girdikten yaklaşık 12-14 dakika sonra olmaktadır. Ancak çoğu kadın sadece penisin vajene girmesi ile orgazma ulaşamaz diğer cinsel uyarılara da gereksinim duyarlar. Kadınların yaklaşık % 10 u ise cinsel uyarılara rağmen hiçbir şekilde orgazm olamamaktadır.

Diğer sebepler arasında ise günah işleme veya suçluluk duygusu, hastalık kapma, gebe bırakma, başkası tarafından mahrem yerlerinin keşfedilme korkusu; aşırı isteğin verdiği gerginlik gibi psikolojik faktörler önemli rol oynamaktadır.

Bazen prostat iltihapları veya sinirsel yolları etkileyen hastalıklarda rol oynamaktadır.

Tedavi

Sebebin açığa çıkarılması, endişelerin giderilmesi, sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması bazen işe yarayabilir.

Erken Boşalmayı Önleyen Tedavi Teknikleri

Sıkıştırma Tekniği:

Masters ve Johnson tarafından geliştirilen bu metotda kadın erkeğin penisini boşalma yaklaşana kadar uyarır. Boşalma oluşacağı anda kadın erkeğin penisini ereksiyonun bir kısmı kayboluncaya dek sıkar.

Bu teknikle amaçlanan orgazm öncesi hissedilenleri ve geciktirmeyi erkeğe öğretmektir. Elle uyararak hareketsiz bir ilişki ile başlayan bu teknik daha sonra kaydırıcı bir krem kullanarak, kadının üstte olduğu pozisyonda hareketsiz olarak, kadının üstte olduğu pozisyonda hareketli olarak sürdürülür. Master ve Jhonsons bu tekniği öğrenerek uygulayanların %98 inde erken boşalma sorununun ortadan kalktığını bildirmiştir.

Dur – Başla Tekniği:

Bu teknikte kadın erkeğin penisini 3 kez ardı ardına boşalma olasıya kadar uyarır, ancak boşalma olmadan önce uyarıyı keser. Dördüncü denemede ise boşalmaya izin verilir.

Hafta da 3 kez erkek boşalmasını kontrol edebilene kadar tekrar edilir. Boşalmanın kontrol edildiğinden emin olunduğunda bu işlem kayganlaştırıcı bir kremle denenir. Daha sonraki aşamalarda kadının üstte olduğu pozisyonda hareketsiz olarak, kadının üstte olduğu pozisyonda hareketli olarak ve son olarak yan yana pozisyonda dur-başla tekniği uygulanır. Bu teknikle erkek uyarılma sona erdirilmediği takdirde boşalacağı zamanı öğrenir. Bu tekniği uygulayanların % 90-95 inde boşalmanın 10-15 dakikalara uzayabildiği bildirilmiştir.

Psikoterapi ve Depresyon Tedavisi:

Bazı vakalarda erken boşalma derinlerdeki bir ruhsal çatışmadan veya depresyondan kaynaklanıyor olabilir. Bunların açığa çıkarılması, psikoterapi uygulanması veya depresyonun tedavisi erken boşalmayı da engelleyebilmektedir.

Erken Boşalma Tedavisinde Dikkat Edilmesi Gerekenler
Sebebin açığa çıkarılması.
Endişelerin giderilmesi.
Sık cinsel ilişkide bulunarak cinsel gerilimin azaltılması.
Cinsel birliktelikte birden fazla ilişki sayısı.
İlişki öncesi mastürbasyon yapılması.
Erkeklerin boşalma olmaksızın en az bir saat süreyle sevişmeye motive edildiği yöntemler.
Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılması.
Soluk almanın kontrol edilmesi esasına dayanan pranayama tekniği.
Lokal anestezikli kremlerin penis başına sürülmesi bazen işe yarayabilir.

Erken Boşalma Sorunu Yaşayanlar İçin Cinsel İlişki Kalitesini Arttırmanın Yolları
Partnerinizle birbirinize önce cinsel olmayan beden masajı yapın. Daha sonra cinsel masaj yapın.
Ön sevişme, cinsel birleşme yada kendi kendini uyarma gibi istediğiniz cinsel aktiviteyi yapmakla başlayın.
Ön sevişmeyi uzun tutun.
Cinselliğin bir başlangıcı, ortası veya sonu olduğu düşüncesinden uzak durun.
Yavaşça soluk alıp verin.
Ruhunuzu kemiren “telaş” duygusunu tamamıyla dağıtın.
Öpüşme ve sevişme gibi cinsel aktivitelerin ve hareketlerinizin yavaş olmasına çok dikkat edin.
Düşük uyarım ve heyecan düzeyinde cinsel aktiviteye devam edin.
Aşırı heyecanlandığında kontrolünü yitirmemek için gerektiğinde sakinleşene kadar bekleyin ya da yavaşlayın.
Yavaşladığınızda veya durduğunuzda derin soluklar alın, gevşeyin, sakinleşene kadar bekleyin.
Rahatlayıp gevşedikten ve sakinleştikten sonra, daha fazla yavaş olmaya özen göstererek yeniden cinsel aktiviteye başlayın.
Bedeninizi partnerinizle uyum içinde hareket ettirmeye çalışın.
Şimdiye yoğunlaşın ve o anı duyumsayın.
Duyumsadığınız cinsel heyecanın tamamıyla kontrolünüz altında olduğuna eminseniz, hızınızı kademeli olarak yavaşça arttırın.
Eğer yeniden çok fazla heyecanlandığınızı hissederseniz, tereddüt etmeden durun.
Hiç durmanızı gerektirmeyecek bir hız yakalamaya çalışın. Ama dönüşü olmayan boşalma noktasına yaklaştığınızı hissettiğiniz anda durmaktan kaçınmayın.
Cinsel heyecanı arttırıp azaltma becerisini kazanıp, istemeden doruğa ulaşılan o noktadan uzak durmayı öğrenin.
Boşalmayı kontrol etmeyi öğrenirken “sabırsız” olmayın. Çünkü zamanla sezgilerinizle bunu otomatik olarak yapmaya başlayacaksınız. Örneğin futbol maçında her atakta bir gol atılsa, bu durum, ne denli eğlenceli ve heyecan verici olurdu ki? Benzer bir şekilde cinsel deneyimlerimizi de kusursuz bir şekilde kontrol edebilseydik, cinsellik, var olan bütün doğallığını ve heyecanını yitirirdi. Kontrol hiçbir zaman kusursuz olmayacaktır. Unutmayın cinsel heyecanı kontrol etme becerisi bir sanattır.
Boşalmayı kontrol etmeyi değil, boşalmanın istem dışı bir şekilde gerçekleştiği kaçınılmazlık noktasına ulaşmamak için heyecan düzeyimizi kontrol etmeyi öğrenmeliyiz.
Uygulama becerisini ise; duygularınızı bastırarak, engelleyerek veya göz ardı ederek değil, tam tersine duygularınızın farkına vararak kazanacaksınız. Çünkü duygularınızı göz ardı etmek veya fethetmeye kalkışmak, insanın kendini kontrol etme yeteneğini ve özgürlüğünü yok edebilir. Aksine cinsel aktivitelerin ortaya çıkardığı güzel duyguları ve cinsel hazzı ne denli içimizde hissedersek, kendimizi o denli kontrol edebiliriz. Ne zaman yavaşlayıp ne zaman da hızlanacağımızı daha iyi anlarız.

Erken Boşalmayı Engelleyen Cinsel Pozisyonlar

Çin Tekniği

Eski çağda Çinli erkekler tarafından bulunan bir yöntemdir. Erkek boşalacağını anladığı zaman sol elin baş ve orta parmaklarıyla, testis ve anüs arasında kalan bölgeye derince bastırır. Bu arada nefesini ona kadar sayarak tutar ve verir. Bir iki kez tekrarlandığında bu yöntemle boşalma ertelenebilmektedir.

Düşünceleri Kontrol Etme

Zamansız bir boşalmayı engellemek için o an başka şeyler düşünmeye çalışılmasıdır. Örneğin ona kadar sayın, o gün kahvaltıda ne yediğinizi düşünün ya da günlerden hangisi olduğunu hatırlamaya çalışın. Fakat şunu da eklemek doğru olur: Boşalmayı geciktirmek için düşünceleri başka konulara yöneltmek ve tamamıyla önemsiz şeylerle yormak, erkeğin cinsel gücü üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinden pek tavsiye edilmez. Çünkü cinsel ilişki sırasında başka şeyler düşünmek, gerektiği anda boşalmanın oluşmasını da engelleyebilir ve zamanla iktidarsızlık da ortaya çıkabilir.





Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

2 12 2009

Bu hastalıkların çok hızlı yayılmasının en önemli sebebi, günümüzde çok eşli bir cinsel yaşamın hızla benimseniyor olması ve cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılmamasıdır.

Herhangi bir sıkıntınız olmasa bile, en az yılda bir kere doktor kontrolünden geçmelisiniz. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması bazen aylar, hatta yıllar sürebiliyor. Özellikle bu hastalıklar kadınlarda çok sinsi gelişebiliyor. Erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilen bazı hastalıklar, geç kalındığında ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Gonore: Tanı ve tedavisinde geç kalındığı takdirde, kısırlık ve dış gebelik gibi sorunlara yol açabiliyor. Vajinal akıntı, ağrılı idrar, kasık ağrısı ve adet arası kanamalar yoluyla kendini belli ediyor. Eklem ağrıları ve şişlikler oluşabiliyor. Nadiren boğaz enfeksiyonu gelişebiliyor. Kadınların %50’sinde hiçbir belirti göstermeden oluşabiliyor.

Klamidya: Enfeksiyon çoğu zaman hiçbir belirti vermiyor. Tanı ve tedavide geç kalınması, hastalığın uzun dönemli etkilerinin daha ağırlaşmasına yol açıyor. Kısırlığa neden olabiliyor. Hamile kadınlarda ise erken doğuma sebebiyet verebiliyor. Bu bakteri, anne karnındaki bebekte körlükle sonuçlanabilen göz iltihaplarına ve klamidya zatürreesine neden olabiliyor.

Genital Herpes: Halk arasında uçuk diye bilinen bu enfeksiyonun iki tipi var. Ya dudak çevresinde yaralar oluşmasına sebep oluyor, ya genital bölgede enfeksiyon yaratıyor. Kaşıntı ve yanma, ağrılı yüzeysel sıvı kabartıları belirtileri arasında.

Human Papilloma Virüsü: Rahim ağzı kanserinin baş sorumlusu olan bu virüs, erkeklerde hastalığa neden olmuyor. Ancak erkekler taşıyıcı görevi görüyor. Bazen prezervatif kullanmak bile, bu hastalıktan korunmayı sağlamıyor. Cinsel temas sırasında erkeğin genital bölgesinin korunmayan tarafları, virüsün bulaşmasına olanak tanıyor. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında en yüksek oranda olan bu hastalık, siğiller ve gözle görülemeyen lezyonlarla kendini belli ediyor.

Bunların dışında, AIDS, Hepatit B, Sifiliz hastalıkları da cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasında yer alıyor. Ancak bu hastalıklar, cinsel temas dışında, kontrolsüz kan nakli, steril olamayan şırınga ve iğneler, kesici ve delici aletler yoluyla da bulaşabiliyor.





Çocuğunuzu Obeziteden Koruyun

2 12 2009

Çocuğunuza kendi başınıza diyet uygulamayın. Mutlaka bir diyet-beslenme uzmanından yardım alın.

Çocuğunuzla birlikte yemek yaparsanız, sağlıklı beslenme şeklini ve hazırlanışını da öğretmiş olursunuz.

Çocukla birlikte masaya oturarak yemek yeme eylemi son derece önemlidir.

Yemek esnasında çocuğunuzun televizyon gibi aktivitelerle ilgilenmesini engelleyin.

Yemek porsiyonlarını küçük tutun.

Tabaktaki yemeği bitirmesi konusunda çocuğa baskı yapmayın.

Gıdaları hiçbir zaman ödül veya ceza sistemi içinde uygulamaya kalkmayın.

Hızlı yemek tüketmekten kaçının. Hızlı yemek, sindirime zaman bırakmaz, bu yüzden doygunluk hissi geç oluşur.

Yağ ve şeker içeriği yüksek besinleri evinizde bulundurmamaya özen gösterin.

Ara öğünler için sebze ve yoğurt tüketimine teşvik edin.

Fast food besinlerden mümkün olduğunca uzak durun. Çocuğunuz bu besinleri talep ettiğinde, neden tercih etmediğinizi ona anlatın.

Bütün ailenin bir arada yapacağı fiziksel aktiviteler ve egzersizler düzenleyin. Futbol veya voleybol oynayın.

Özellikle genç kızlarda oluşan şişmanlık hissi ve arkasından gelen yememe takıntısı gibi durumlara dikkat edin.

Bazı gençler kilo aldıklarında, iştahlarını keser diye sigara içmeye başlıyorlar. Bu konuda dikkatli olun ve gerektiğinde bir uzmandan yardım isteyin.

Çocuklar abur cubur yemeyi severler. Onları sık ve az yemeye, atıştırmalarda sağlıklı ve düşük kalorili besinlere yönlendirin. Kurabiye yerine elma, cipsler yerine sebze çubuklarını önerin.





Fast food beyin sağlığını bozuyor

29 09 2008

‘Zihin Sağlığı Vakfı’nın araştırmasına göre, yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksik alınması ile fast food tarzı beslenme, ‘depresyon, Alzheimer ve şizofreniye’ neden oluyor

İNGİLTERE’DE yapılan bir araştırma, son zamanlarda halkın beslenme tarzındaki değişikliklerin zihin sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlara yol açtığını gösterdi. ‘Sustain’ adlı örgüt ile Zihin Sağlığı Vakfı’nca desteklenen araştırmanın sonuçlarına göre, fast food tarzı beslenme ile yararlı yağların, vitamin ve minerallerin eksikliği ‘depresyon, Alzheimer ve şizofreni’ ile doğrudan ilişkili. Araştırmacılardan Courtney Van de Weyer, “Vücudu iyi beslemek, zihni de iyi beslemek anlamına geliyor” dedi.

ARAŞTIRMAYA göre, yemlerde kullanılan katkı maddeleri ve tarım ilaçları, hayvan organizmasında değişikliğe yol açıyor. Bu nedenle de insanlar, omega 6 adlı yağ asidini, omega 3′ten çok daha fazla tüketir hale geliyor. Bu dengesizliğe vitamin ve mineral eksikliği de eklenince, depresyon ve hafıza sorunları ortaya çıkıyor. Araştırma raporunda, beslenme tarzında aminoasitlere, özellikle de balık tüketimine daha fazla yer verilmesi gerektiği belirtiliyor.

Beyne faydalı yiyecekler:
# Sebzeler (Lifli olanlar)
# Tohumlar ve fındık
# Meyve
# Buğday, kepek
# Organik yumurta
# Organik olarak yetiştirilen ya da vahşi olarak avlanan balıklar (Özellikle yağlı olanlar)

Beyne zararlı yiyecekler:
# Kızartılmış fast food yiyecekler
# Rafine edilmiş ve işlenmiş besinler
# Alkol
# Şeker
# Çay ve Kahve
# Besinlere konulan bazı ek maddeler
# Tarım ilacı içeren besinler





Kış aylarında hastalıklardan korunmanın yolları

28 09 2008

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişiklikler olduğunu belirterek, kış mevsiminde tüketimi artan yağlı ve şekerli besinlere karşı uyardı.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, ANKA’ya yaptığı açıklamada, havaların serinlemesiyle birlikte sağlıklı ve dengeli beslenme konusunda alınacak önlemlere ilişkin uyarılarda bulundu. Çom, hava sıcaklığının değişmesinin özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında artışa neden olduğunu belirterek “Grip ve soğuk algınlığından korunmak için bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir. Kış mevsimini hissetmeye başladığımız şu günlerde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması sağlığımızın korunması açısından önem taşımaktadır” dedi. Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişikliler olduğunun altını çizen Çom, “Genellikle yağlı ve şekerli besinlere eğilim artmaktadır. Kış aylarında kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmekte, fiziksel aktivite yoğunluğunda azalma olmaktadır” dedi. Çom şunları söyledi:

“Kış mevsiminde fiziksel aktivitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında fazla zaman geçirilmesi ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden dolayı vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir. Genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolü, kış aylarında yerini ihmalkârlığa bırakır. Birçok insan, kalın giysiler içerisinde kilolarını daha rahat saklayabileceklerini düşünerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşırlar. Oysa, kış aylarının en belirgin hastalıklarından olan grip ve nezleden korunabilmenin yolu sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme ile mümkündür.”

-“BOL BOL SEBZE VE MEYVE TÜKETİN”-

Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlığın korunması için esas olduğuna işaret eden Çom, yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“-Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır.

-İmkanlar dahilinde her gün mevsiminde bol meyve ve sebze tüketilmesi önerilmektedir. Kış aylarında vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekmektedir. Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tüketimi önemlidir.

-Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımına katkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi de önemlidir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Çünkü meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.

-E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.

-Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. D vitamininin yanı sıra balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Bu nedenle kış aylarında imkanlar dahilinde haftada 2-3 kez yenilmesi önerilmektedir.

-Kış aylarında genellikle meydana gelen beslenme alışkanlıklarının başında, daha yağlı yiyecekleri tüketmeye olan eğilimdir. Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin ve tereyağından kaçınılmalı, yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalıdır.

-Kış aylarında vücut ağırlığı kontrolünün sağlamasında; basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlılarının tercih edilmesi, hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesinde posa içeriği yüksek kuru baklagillerin tüketilmesi (haftada 2-3 kez) ve düzenli fiziksel aktivite yapılması önemlidir.

-Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir.”

ANKA





Hipertansiyon ilacı kemik erimesine iyi geliyor

28 09 2008

Atatürk Üniversitesinde bir grup bilim adamınca yürütülen çalışmada, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilacın osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesi ve tedavisinde önemli yararları olduğu belirlendi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri Yrd. Doç. Dr. Zekai Halıcı, Doç. Dr. Halis Süleyman, Araştırma Görevlisi Elif Çadırcı, Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Börekçi ile Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yüksel Özdemir deney fareleri üzerinde yaptıkları bilimsel çalışmada, piyasada farklı endikasyonda kullanılan bir ilacın ”kadınların korkulu rüyası” olan osteoporoz hastalığının tedavisi ve önlenmesinde büyük faydalar sağladığını belirledi.

Bilimsel çalışmanın yöneticisi Yrd. Doç. Dr. Zekai Halıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında ”kemik erimesi” diye bilinen menopoz sonrası kadınlarda görülen ve yaşam kalitesini azaltan aynı zamanda vücutta kendiliğinden kırıkların oluşmasına yol açan osteoporozun tedavisi ve önlenmesi açısından önemli bir gelişme sağladıklarını söyledi.

Hipertansiyon hastalarına verilen ve uluslararası iki ilaç firması tarafından farklı adlarla üretilen ilacın aslında osteoporoz tedavisinde ve önlenmesinde büyük etkisinin olduğunu deney fareleri üzerinde yaptıkları araştırmayla ispatladıklarını anlatan Yrd. Doç. Dr. Halıcı, şunları kaydetti:

”Yaptığımız çalışma ile ilacın bulduğumuz etkisi hem osteoporoz oluşma mekanizmasında yeni ufuklar açacak hem de yaşlılıkla beraber seyreden hipertansif ve osteoporotik hastalarda bu tip ilaçların ilk tercih olmasını sağlayacaktır. Bu ise dünya literatüründe bir ilk olmuştur. Bir başka açıdan bakarsak hipertansiyon hastalığı osteoporoza yol açmaktadır. Biz bu çalışma ile osteoporotik olmayan fakat riski bulunan hipertansiyon hastalarda bu tür ilacın kullanılmasını önermemiz bile tek başına evrensel bilime çok önemli bir katkılar sağladığını düşünüyoruz.”








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.